Birinci Sınıfın İlk Günü ve Lisenin Son Günü

Elimde iki fotoğraf var.

Aralarında yıllar var.

Bakıyorum da gözlerim doluyor.

İlk fotoğrafta küçük bir kız çocuğu var.

Gözlüklü bir adam onu kucağına almış.

İkisi de gülüyor, kahkaha atıyorlar.

O zaman duvarda bir yazı vardı.

Okul binasının önündeydiler sanırım.

Kızın elbisesi çok küçüktü üstünde.

Babası ona sarılmıştı sımsıkı.

“Baba, düşürme beni” demişti kız.

Adam gülerek “Asla” diye cevap vermişti.

O gün birinci sınıfın ilk günüydü.

Herkes heyecanlıydı, herkes mutluydu.

Kız elinde çanta tutuyordu.

Babası onu okula götürüyordu.

İkinci fotoğraf çok farklıydı.

Aynı kız artık genç bir kadındı.

Aynı adam, biraz daha yaşlı, yanındaydı.

Bu kez açık renk bir duvarın önündeydiler.

Duvarda yatay panel çizgileri vardı.

Yine kucağına almıştı onu adam.

Yine ikisi gülüyordu, kahkaha atıyordu.

Bu kez tişörtleri koyu renkti.

Pantolonları açık renkti ikisinin de.

Sanki yıllar geçmemiş gibiydi.

“Baba, beni yine kaldırabiliyor musun?” diye sormuştu kız.

Adam gülmüştü, “Her zaman kaldırırım” demişti.

Bu, lisenin son günüydü.

Kız artık büyümüştü, mezun oluyordu.

Çocukluğu geride bırakıyordu artık.

Ama baba-kız bağı hiç değişmemişti.

İki fotoğraf yan yana konulmuştu.

Bir kolaj gibi, hatıra gibi duruyordu.

Kaç yıl geçmişti aralarında?

On iki yıl, belki on üç yıl.

Bir okulun başlangıcı, bir okulun sonu.

İki an, aynı gülümseme.

Aynı sevgi, aynı kucaklama.

“Zaman nasıl geçti böyle?” diye sormuştu anne.

Baba başını sallamıştı sadece.

Hiçbir şey söylemeye gerek yoktu.

Fotoğraflar her şeyi anlatıyordu zaten.

Küçük kız, büyük bir kadın olmuştu.

Ama baba için hâlâ o küçük kızdı.

Kucağına aldığında hiç ağırlık duymamıştı.

Gülüşleri hiç değişmemişti yıllar boyu.

İki duvar, iki an, bir aile.

Zaman geçmişti ama sevgi kalmıştı.

Bazı şeyler hiç değişmiyor.

Rate article
Add a comment