Büyükannemin elleri hiç durmaz.
Akşamları televizyon karşısında otururken iplik örer.
Bu kez aylarca uğraştığı bir masa örtüsü bitti.
Beyaz ipliklerle, ince desenli, el işi bir örtü.
Gözüne ne kadar güzel göründüğünü anlatamam.
Bitirince önce bana gösterdi.
“Bak nasıl olmuş?” dedi.
Gerçekten göz kamaştırıcıydı.
Her ilmek emekle örülmüştü.
Büyükannem gururluydu, yüzünden okunuyordu.
Sonra arkadaşına göstermeye gitti.
Oysa orada beklediği tepkiyi bulamadı.
Arkadaşı örtüye bakıp dudak büktü.
“Bu biraz rüküş olmuş” demiş.
Büyükannem şaşırmış, hiç beklemiyordu.
Eve üzgün döndü.
“Kızım, beğenmediler” dedi bana.
Sesi hafifçe titriyordu.
“Bence çok güzel olmuş” dedim.
“Gerçekten mi, yoksa beni mi avutuyorsun?” diye sordu.
“Hayır, gerçekten güzel” dedim.
Örtüyü yeniden masaya yaydı.
Üzerine saksıdaki çiçeği koydu.
Birlikte oturup baktık.
Desenler ışıkta parlıyordu.
“Bak, ne kadar ince işlenmiş” dedim.
Büyükannem gülümsedi hafifçe.
“Belki herkesin zevki farklıdır” dedi.
“Önemli olan senin beğenmen” dedim.
“Sen beğendiysen yeter” dedi.
Pencereden akşam karanlığı çökmüştü.
Oda sıcacık bir ışıkla doluydu.
Saksıdaki yapraklar masaya gölge düşürüyordu.
Büyükannem ellerini masaya koydu.
Dinlenmiş, sakin görünüyordu.
“Bu örtüyü atmayacağım” dedi.
“Niye atasın ki?” dedim.
“Rüküş dediler diye” dedi gülerek.
“Onlar bilmiyor emeği” dedim.
Büyükannem başını salladı.
“Her işin kıymetini herkes bilmez” dedi.
“Sen biliyorsun ya” dedim.
“Senin için yaptım zaten” dedi.
İçim ısındı bu söze.
Fotoğrafını çektim o anda.
Örtüyü, çiçeği, onun yüzünü.
“Bunu paylaşayım mı?” diye sordum.
“Paylaş, görsünler ne güzelmiş” dedi.
Gülüştük ikimiz de.
Dışarıda hava tamamen kararmıştı.
Masa örtüsü hâlâ oradaydı, hiç kıpırdamadan.
Emek, lafla silinmez.