Hatice Teyze, bahçesinde çay demliyordu.
Komşusu Nazan Hanım kapıyı çaldı.
“Hatice, yine mi çay?” dedi gülerek.
“Gel otur, anlatayım” dedi Hatice Teyze.
Nazan Hanım sandalyeye oturdu.
“Bugün neyin var senin?” diye sordu.
“Bir şey yok, düşünüyordum da” dedi Hatice Teyze.
“Neyi düşünüyordun?”
“Mutluluğu.”
Nazan Hanım kaşlarını kaldırdı.
“Mutluluk mu? Yaşımızda mı?”
“Yaşın mutlulukla ne ilgisi var?” dedi Hatice Teyze.
“Oğlum hep şikayet ediyor” dedi Nazan Hanım.
“Neden şikayet ediyor?”
“Komşusunun arabası yeniymiş, onunki eskiymiş.”
Hatice Teyze başını salladı.
“İşte bu yüzden mutsuz.”
“Nasıl yani?”
“Elindekine bakmıyor, başkasına bakıyor.”
Nazan Hanım çayını yudumladı.
“Ya sen? Sen mutlu musun?”
“Çok mutluyum” dedi Hatice Teyze.
“Neden?”
“Bu bahçem var, bu güneş var.”
“Hepsi bu mu?”
“Torunum arıyor her gün, bu yetmez mi?”
Nazan Hanım gülümsedi.
“Benim de torunum var ama hep eksik görüyorum.”
“Neyi eksik görüyorsun?”
“Daha büyük ev olsaydı, daha çok param olsaydı.”
Hatice Teyze elini Nazan Hanım’ın eline koydu.
“Bak, ben de eskiden öyleydim.”
“Ne değişti?”
“Rahmetli eşim hastalandığında anladım.”
“Neyi anladın?”
“Sağlığın, sevginin kıymetini.”
Nazan Hanım gözlerini sildi.
“Haklısın galiba.”
“Şu çayı iç, güneşi hisset” dedi Hatice Teyze.
“Bu kadar basit mi?”
“Basit olan zaten en kıymetli olandır.”
Nazan Hanım derin bir nefes aldı.
“Peki ya sorunlar? Onları görmezden mi gelelim?”
“Hayır, ama sorunun içinde de bir şey bulunabilir.”
“Ne bulunabilir?”
“Bir fırsat, bir ders belki.”
Nazan Hanım düşünceli görünüyordu.
“Keşke daha önce düşünseydim böyle.”
“Hiç geç değil” dedi Hatice Teyze.
“Gerçekten mi?”
“Bugün bir karar ver, yeter.”
“Ne kararı?”
“Şükretmeye karar ver.”
Nazan Hanım gülümsedi, çayını bitirdi.
Güneş ikisinin üstüne vurdu.
İkisi de sustu, huzurla oturdu.
Mutluluk zaten oradaydı.