Oğlu On Beş Yıl Sonra Eve Döndüğünde Kapıyı Çalan Kadın Her Şeyi Değiştirdi

Mehmet annesini aradı.

Yakında ailesiyle birlikte eve geleceklerini söyledi.

On beş yıl boyunca hiç uğramamıştı.

Liseden mezun olunca hukuk okumak istemişti.

Anne ve babası buna karşı çıkmıştı.

Onu doktor veya öğretmen olarak görmek istiyorlardı.

Bu yüzden büyük bir kavga çıkmıştı.

Mehmet eşyalarını toplamış, sonsuza dek gideceğini söylemişti.

Artık kendi bildiği gibi yaşayacaktı.

Beş yıl boyunca hiç konuşmadılar.

İlk arayan Mehmet oldu.

“Her şeyim yolunda,” demişti sadece.

O günden sonra bağ kopmadı.

Ama oğul bir kez bile eve dönmedi.

Evlendiğini bile haber vermemişti.

Sadece gerçeği bildirdi: bir eşi, iki çocuğu vardı.

Bir oğlan, bir kız.

Sonunda hep birlikte geldiler.

Fatma torunlarına doyamıyordu.

Kendi kanı, kendi canıydı onlar.

Mehmet gibi sarışındılar ikisi de.

Mehmet’in eşi her konuda ona yardımcı oluyordu.

Fatma sadece gülümsüyordu.

Oğlunun ailesini görmek büyük mutluluktu.

Yeni daire alana kadar onlarla kalacaklarını söylediler.

Anne buna çok sevindi.

Torunlarını küçükken hiç görememişti.

Şimdi aradaki boşluğu doldurmak istiyordu.

Bir yıl boyunca birlikte yaşadılar.

Fatma çocukların yanında olmasına seviniyordu.

Sonunda uygun bir daire buldular.

Tadilat ve mobilya derken üç ay geçti.

Sonra taşındılar.

Fatma’nın evi birden sessizleşti.

Çocukların kahkahaları artık duyulmuyordu.

İlk zamanlar her gün ziyarete gidiyordu.

Bir gün Mehmet evdeyken kapı çaldı.

Açtığında yüzü bembeyaz kesildi.

Kapıyı hemen kapatmak istedi.

Kadın ayağını araya koydu.

“Beni içeri al,” dedi boğuk bir sesle.

Fatma gürültüyü duyup kapıya geldi.

Kapıda yaşı belirsiz bir kadın duruyordu.

Çocuklara çok benziyordu.

Adeta aynı yüzdeydiler.

Mehmet telaşla eşini aradı.

“Hemen gel,” dedi sadece.

Kadını mutfağa götürdü.

“Bizi nasıl buldun?” diye sordu.

“İzini sürmek zor değil bugünlerde,” dedi kadın. Adı Serap’tı.

“Çocukları görmek istiyorum,” ekledi.

Fatma soru sormaya kalkışınca Mehmet başını salladı, durdurdu onu.

Eşi geldi kısa süre sonra.

Üçü mutfağa kapandı.

Fatma’dan torunları başka odaya götürmesini rica ettiler.

Mutfakta ne konuştular, kimse bilmiyor.

İki saat sonra kapı açıldı.

Serap çıkarken arkasına bakıp duruyordu.

Çocukların sesi geliyordu yan odadan.

Fatma eve dönmeye hazırlanırken Mehmet’ten yardım istedi.

Birlikte dışarı çıktılar.

Anne hemen sordu: “Ne oldu? Bu kadın kim?”

Mehmet anlatmaya başladı.

Sekiz yıl önce şimdiki karısıyla tanışmıştı.

İlk görüşmede her şeyi anlatmıştı ona.

O sırada boşanmış, iki çocuğuyla yaşıyormuş.

Bir bakıcı tutmuştu çünkü çocuklar küçüktü.

Okan üç buçuk yaşındaydı, Elif altı aylık.

Eski eşi, kızının doğumundan bir ay sonra başkalarıyla görüşmeye başlamış.

Bir akşam eve döndüğünde çocuklar ağlıyormuş.

Karısı yokmuş ortalıkta.

Masada bir not bulmuş: çocuklardan vazgeçtiğini yazmış.

“Uzun süre kimseyle görüşmedim,” dedi Mehmet.

“Ama bu iki minik çocuğu görünce onları bırakamayacağımı anladım.”

“Bu yüzden buraya taşındık.”

“Kimse biliyor mu, diye sormayın. Şimdiki eşim onların öz annesi değil.”

“Anne, beni yargılıyor musun?”

Fatma gözyaşlarını sildi.

“Hayır oğlum,” dedi.

“Seninle gurur duyuyorum.”

“Sen en iyi babasın.”

Bazı aileler kan bağıyla değil, sevgiyle kurulur.

Rate article
Add a comment