Oğluma

Bu satırları bir anne yazdı.

Mektup, oğluna sesleniyordu.

“Oğluma” diye başlıyordu.

Yıllarca içinde biriken sözler, kağıda dökülmüştü.

İlk cümle dürüsttü.

“Seni çıldırtabilirim” diyordu anne.

Bunu yazarken gülümsemiş olmalı.

Çünkü her anne, çocuğunu bir noktada deli eder.

İkinci cümle de aynı samimiyetle sürüyordu.

“Seni rahatsız edebilir, dırdır edebilir, çok fazla soru sorabilirim.”

Kaç anne bunu itiraf eder ki?

Çoğu susar, saklar, bastırır.

Ama bu anne saklamadı.

Oğlunun her hareketini sormak, ona haksız mı gelirdi?

Belki geldi, belki gelmedi.

Önemli olan, bunun ardından gelen söz oldu.

“Ama kimse senin için daha yüksek tezahürat yapmaz.”

Bu cümle her şeyi değiştirdi.

Dırdır, soru, rahatsızlık; hepsi bir kenara düştü.

Çünkü asıl mesele sevgiydi.

“Daha hızlı ortaya çıkmaz” diye sürdürdü anne.

Bir telefon, bir haber, yeter miydi?

Evet, yeterdi.

Anne her an hazırdı, her an yoldaydı.

“Arkanda durmaz” dedi sonra.

Kim her koşulda arkanda durur?

Bir anne durur.

Başarıda da, başarısızlıkta da durur.

“Veya seni benim gibi sevmez” diye bitirdi bu cümleyi.

Bu, bir yarış değildi.

Bu, bir gerçekti.

Hiçbir sevgi, bir annenin sevgisiyle ölçülemezdi.

Mektubun sonu yaklaşıyordu.

“Seni her zaman seviyorum!” yazdı anne.

Ünlem işareti bile titrek bir sesle konmuştu sanki.

Sonra imzasını attı.

“Sevgilerle, anne.”

Bu kadar kısaydı mektup.

Ama içinde bir ömür vardı.

Dırdır da, sevgi de, sabır da.

Her anne bu satırları kendi oğluna yazabilirdi.

Kelimeler değişse de, duygu hep aynıydı.

Bir anne, oğlunu asla terk etmezdi.

Onu çıldırtsa da, sevse de, hep oradaydı.

Bu mektup, bütün annelerin sesiydi.

Sade, kısa, ama dipsiz bir sevgiydi.

Bir anne sevgisi, hiçbir şeyle kıyaslanmaz.

Rate article
Add a comment