Komşumuz Nazife Hanım balkonda oturur, herkesi izlerdi.
Benim her hareketimi görürdü.
“Bugün nereye gittin?” diye sorardı.
Ben de “İşime Nazife Hanım” derdim.
O da gülerdi ama içi rahat etmezdi.
Bir gün kızım Elif geldi, “Anne, yine mi laf taşıdı?” dedi.
“Taşıdı tabii, boş durmaz” dedim.
Oysa ben hayatımı yaşıyordum, kimseye zarar vermiyordum.
Torunumla pazara giderdim, çiçek alırdım, arkadaşlarımla çay içerdim.
Nazife Hanım hepsini anlatırdı mahalleye.
“Fatma yine saçını boyattı” derdi.
“Fatma gezmeye düşkün” derdi.
Bir gün onu markette gördüm, selam verdim.
O da yüzüme bakmadı, geçti.
“Neden bana kızgın?” diye sordum kendime.
Sonra anladım, kızgın değildi, boştu.
Kendi hayatı yoktu, benimkine bakıyordu.
Eşi vefat etmiş, çocukları uzaktaymış.
Bütün gün evde, pencereden bakarmış.
Kimse ona uğramazmış.
“Belki de yalnızlıktandır” dedim Elif’e.
Elif güldü, “Anne sen hep anlayışlısın” dedi.
Ben de dedim ki, “Mutlu insan başkasına karışmaz.”
“Onun elinde başka ne var?” dedim.
Bir akşam kapımı çaldı.
Elinde börek vardı.
“Fatma Hanım, afiyet olsun” dedi.
Şaşırdım, “Teşekkür ederim” dedim.
İçeri aldım, çay koydum.
Konuştuk, dertleşti.
“Yalnızım” dedi, “kimse gelmiyor.”
“Ben de dedikodu yapıyorum, boş kalmasın diye.”
İçim burkuldu o an.
“Gel benimle pazara” dedim.
“Birlikte gezeriz” dedim.
Gözleri doldu.
O günden sonra beraber çay içtik.
Beraber pazara gittik.
Dedikodu azaldı, dostluk başladı.
Elif, “Anne sen harikasın” dedi.
“Hayır” dedim, “ben sadece sabrettim.”
İnsan bazen kızmadan anlamalı.
Kendi hayatın varsa, başkasının seninkine karışmasına izin vermezsin.
Ama bazen o kişi sadece yalnızdır.
Onu da unutma.
Ben Nazife Hanım’ı artık balkonda değil, yanımda görüyorum.
İkimiz de kendi hayatımızı yaşıyoruz şimdi, birlikte.
Yalnızlık bazen dedikoduya dönüşür.
Dostluk ise her şeyi değiştirir.