Ev, huzurun başladığı yerdir. İnsan burada kendini güvende hisseder.

Ev, huzurun başladığı yerdir.

İnsan burada kendini güvende hisseder.

Akşam oluyordu.

Oda sessizdi, kimse yoktu içeride.

Yatak düzgünce yapılmıştı, üzerinde yumuşak yastıklar.

Masa lambası yanıyordu, ışığı ılık ve sakindi.

Pencereden şehrin siluetleri görünüyordu.

Gökyüzü alacakaranlıktaydı, renkler yumuşaktı.

Bu oda kendi içinde bir dünya gibiydi.

“Burası benim sığınağım” derdi Ayşe Teyze.

Kızı bazen sorardı, “Anne, yalnız kalmaktan sıkılmıyor musun?”

“Hayır” derdi, “çünkü burada huzur var.”

Odadaki her eşya bir anıyı taşırdı.

Lamba kocasından kalmıştı, yıllar önce.

“O lambayı değiştirmeyeceğim” derdi hep.

“Neden?” diye sorardı torunu Elif.

“Çünkü dedenin elinin sıcaklığı hâlâ orada.”

Pencere kenarına oturup şehri izlerdi akşamları.

Uzaktan gelen sesler bile tanıdık gelirdi ona.

“Burada her şey tanıdık” derdi kendine.

Yalnızlık bazen ağır gelirdi, kabul ederdi bunu.

Ama evin huzuru bu ağırlığı hafifletirdi.

“Ev, insanı sarar” derdi arkadaşı Zehra’ya.

Zehra gülerdi, “Sen hep böyle şiirsel konuşursun.”

“Belki de yaşlanınca insan daha çok hisseder.”

İkisi çay içerken anılarını paylaşırlardı.

“Gençken hiç fark etmezdim evin değerini” derdi Ayşe Teyze.

“Şimdi her köşesi bana bir şey anlatıyor.”

Zehra başını sallardı, anlardı onu.

Dışarıda hava kararırken içeride sıcaklık artardı.

Lamba ışığı duvarlara yumuşak gölgeler düşürürdü.

“Bu ışık beni rahatlatıyor” derdi Ayşe Teyci.

Kedisi Mırmır sessizce yanına gelirdi.

“Sen de mi huzur arıyorsun?” diye sorardı ona.

Kedi mırıldanarak yatağın kenarına kıvrılırdı.

O an, en sade mutluluk oydu belki.

“İnsan bazen büyük şeylerde değil, küçük anlarda bulur huzuru” derdi.

Torunu Elif bir gün sordu, “Anneanne, sence mutluluk nedir?”

“Sevdiklerinle birlikte olmak, sakin bir ortamda” dedi.

“Hepsi bu mu?” diye sordu Elif şaşkınlıkla.

“Evet, hepsi bu” dedi gülümseyerek.

Pencereden gelen rüzgâr perdeleri hafifçe oynatırdı.

Dışarıda hayat devam ederdi, içeride zaman dururdu.

“Burada kendimi kaybetmiyorum, tam tersine buluyorum” derdi.

Yıllar geçse de bu oda hep aynı sıcaklığı taşırdı.

Her gece aynı lamba yanar, aynı huzur gelirdi.

Ayşe Teyze bazen düşünürdü, “Ev dediğin bu olsa gerek.”

Ne büyük bir saray, ne kalabalık bir salon.

Sadece sade bir oda, bir ışık, bir sessizlik.

Ve içinde biriken onca anı.

Belki de mutluluk, hep orada, bu sessizlikte saklıydı.

Ev, huzurun başladığı yerdir.

Rate article
Add a comment