Komşumuz Nazan Teyze geçen hafta bize uğradı.
Elinde bir poşet simit vardı.
“Çay koy” dedi, “biraz nefeslenelim.”
Oturduk, sohbet uzadı.
Bir ara yorgunluktan söz etti.
“Son zamanlarda çok bitkinim” dedi.
“Hiçbir şeye gücüm yok.”
Sordum, “Neden kendini bu kadar zorluyorsun?”
“Alışkanlık” dedi, “durmayı bilmiyorum.”
Gençliğinden beri hep koşturduğunu anlattı.
Çocuklarına bakmış, eşine bakmış.
Sonra torunlarına bakmaya başlamış.
“Ara vermek bana hep günah gibi geldi” dedi.
Gülümsedim, “Dinlenmek günah değil.”
“Belki de güç toplamaktır” dedim.
Nazan Teyze düşünceli baktı.
“Hiç böyle düşünmemiştim” dedi.
Devam etti, “Hep zayıflık sandım.”
“Durursam yıkılırım diye korktum.”
Ona kendi hayatımdan bir örnek verdim.
Geçen yıl ben de çok yorulmuştum.
Doktor bana dinlenmemi söylemişti.
“Bedenin konuşuyor” demişti doktor.
“Onu dinlemezsen, zorla susturur.”
O sözü hiç unutmadım.
Nazan Teyze başını salladı.
“Haklısın” dedi, “beden gerçekten uyarıyor.”
“Ben hep görmezden geldim.”
“Peki nasıl durmalı?” diye sordu.
“Önce kabul etmekle” dedim.
“Yorgunluğunu inkâr etme” dedim.
“Sonra küçük bir mola ver.”
“Bir fincan çay, bir yürüyüş yeter.”
Nazan Teyze gülümsedi.
“Belki bugün erken yatarım” dedi.
“Yıllardır kendime bu izni vermedim.”
Ona sarıldım, “Haklısın, kendine iyi bak.”
“Sen de bana iyi geldin” dedi.
Çayımızı yudumladık, sessizce oturduk.
Pencereden içeri ikindi güneşi girdi.
O ışıkta huzur vardı.
Nazan Teyze derin bir nefes aldı.
“Galiba biraz rahatladım” dedi.
“Bazen konuşmak bile dinlendiriyor” dedim.
Ayrılırken bana tekrar sarıldı.
“Bu hafta kendime vakit ayıracağım” dedi.
Kapıda el salladık.
İçimden, “İyi ki konuştuk” dedim.
Dinlenmek güçsüzlük değil.
Durmak, yeniden ayağa kalkmaktır.