Annemle yavaşça yürürken, bir zamanlar onun beni kucağında taşıdığını hatırladım.
O gün bahçede oturuyorduk.
Güneş yumuşacık vuruyordu yüzümüze.
Elimizde çay fincanları vardı.
Annem karşımda oturuyordu, saçları bembeyazdı.
Ben de ona bakıyordum, içim ısınıyordu.
“Kızım, çayın soğudu mu?” dedi.
“Hayır anne, güzel sıcak” dedim.
Gülümsedi, fincanına baktı.
Sessizce içtik bir süre.
Kuşlar cıvıldıyordu etrafta.
Sonra elini uzattı, elimi tuttu.
“Hatırlıyor musun küçükken seni nasıl taşırdım?” diye sordu.
Gözlerim doldu birden.
“Hatırlıyorum anne” dedim.
Omzunda uyurdum ben, biliyordum.
Şimdi o yaşlanmıştı, ben büyümüştüm.
Roller değişmişti sanki.
Bahçede yürürken onu kolumdan tutuyordum.
Adımları küçülmüştü eskiden hızlı yürüyen o kadının.
“Yoruldun mu anne?” diye sordum.
“Yok kızım, seninle her yere yürürüm” dedi.
Kalbim sızladı o anda.
Kaç kez o beni taşımıştı, düşündüm.
Hastayken, ağlarken, yorulduğumda.
Şimdi sıra bendeydi.
Oturduk tekrar masaya.
Fincanlar hâlâ ılıktı.
“Baban da seversdi burayı” dedi birden.
Sustum, o da sustu.
İkimiz de aynı anıyı düşündük sanki.
Sonra gülümsedi, “Neyse, güzel gün” dedi.
“Evet anne, güzel gün” dedim.
Elini sıktım hafifçe.
O da karşılık verdi.
Çayımızı bitirdik yavaşça.
Kalkarken yine koluna girdim.
“Dikkatli yürü” dedi bana, eski alışkanlıkla.
Güldüm, “Sen de anne” dedim.
Yürürken hep aynı hızda yürüdük.
O beni küçültüyordu belki hâlâ içinden.
Ben de onu büyütüyordum gözümde.
Nereye gidiyorduk ki o an önemliydi?
Hiçbir yere, sadece yürüyorduk.
Bahçenin sonunda bir bank vardı.
Oturduk, güneş hâlâ yumuşaktı.
Annem başını omzuma yasladı.
Ben de ona sarıldım sıkıca.
O an anladım, sevgi hiç değişmiyordu.
Sadece taşıyan kollar değişiyordu.